10 Mart 2012 Cumartesi

Belçika - Brüksel


Grand Place Meydanı

       Brüksel için, genel olarak çok sıradan bir Avrupa şehri diyebilirim. Avrupa Parlamentosu ve Nato'nun merkezi olan şehirde gezerken o bürokratik havayı hissediyorsunuz sanki. 

Bu şehri görmek için özellikle vakit ayırıp bir tatil planı hazırlamanıza kesinlikle gerek olmadığını düşünüyorum. Brüksel yerine, Belçika'nın çok daha güzel şehirleri olan; Brugge, Gent ve Antwerp'i görmek için vakit ayırmanızı tavsiye ederim. Özellikle ortaçağdan fırlamış bir masal şehri gibi olan Brugge mutlaka görülmeli. Biz, Belçika turumuza önce Brugge'den başlayıp, sonra Brüksel'e geçtiğimiz için, Brugge'den sonra bu şehir ile ilgli hayal kırıklığımız daha fazla oldu sanırım :)

Bence Brüksel'i tek çekici kılan özelliği, bir çok güzel Avrupa şehrine çok yakın mesafede olması. Amsterdam'a tren ile 2, Paris'e sadece 1 saat mesafede olduğunu düşünürsek, eğer yolunuz bir şekilde Brüksel'den geçiyorsa, bir gün içerisinde çok genel anlamda önemli yerlerini gezip, vaktinizin geri kalanını günübirlik Amsterdam ya da Paris turları ile de değerlendirebilirsiniz.

Grand Place'da ki Çiçek Halısı
Şehir, Aşağı Şehir ve Yukarı Şehir olarak ikiye ayrılıyor. Aşağı Şehir, bizim Sultanahmet bölgesi gibi tarihi yapıların bulunduğu, genellikle de turistlerin daha yoğun olduğu, daha hareketli, Yukarı Şehir ise yüksek cam binaların, geniş ve planlı caddelerin bulunduğu daha yeni bir bölge diyebiliriz.

Brüksel’deki en önemli gezi noktalarının başında, kesinlikle kentin de merkezi olan Grand Place yer alıyor. Tüm şehirde en beğendiğim yer burasıydı diyebilirim. Bir de lezzetli çikolatalarını unutmamak lazım tabi :)  Zamanınızın büyük bölümünü bu civarda geçireceğiniz için, otelinizi buraya yakın ayarlamanızda fayda var. Biz, Grand Place'a bir kaç yüz metre yürüme mesafesinde olan Marriott Otel'de kalmıştık, tavsiye ederim.

Orjinal adı Grote Markt olan Grand Place, dikdörtgen şeklinde ve etrafında Brüksel’in en güzel ve en önemli yapılarının yer aldığı çok güzel bir meydan. Bu meydandaki kafelerde oturup keyifli birkaç saat geçirebilirsiniz. Biz gittiğimiz tarih itibariyle görememiştik, ancak her yıl bu meydanda 15-18 Ağustos tarihlerinde kutlanan Tapis de Fleurs (Çiçek Halısı) zamanında yolunuz buraya düşerse bu güzel manzarayı kaçırmayın.
Chez Leon

Meydanın çevresindeki sokaklarda çok güzel butik çikolatacılar, hediyelik eşya satan dükkanlar da bulunuyor. Meydandan biraz daha arka sokaklara Sn Gery veya Rue des Bouchers'a doğru yöneldiğinizde bizdeki Asmalı Mescit gibi, dar sokaklara masaların atıldığı, kalabalık, cıvıl cıvıl, keyifli yemek yiyebileceğiniz yerler göreceksiniz. Biz bu sokakları çikolata dükkanlarından, küçük kesekağıdının içinde aldığımız çeşit çeşit çikolataları yiyerek dolaşmıştık. İnanın çok daha keyifli oluyor :)

Brüksel'e gittiğimizi duyan herkesin "Leon'da midye ye mutlaka" diye uyardığı ünlü midyeci Chez Leon da Grand Place'ın arkasındaki bu sokaklarda bulunuyor.
Delirium'un Tavanı

Burada midyenin onlarca farklı sosla pişirilmiş halini görebilirsiniz. Benim gibi midye yemeyen biriyseniz, çok güzel deniz ürünleri yiyebileceğiniz restoranlar da bulabilirsiniz. Leon'un karsisindaki Aux Armes'i önerebilirim.

Gelelim ünlü Belçika biralarına. Beyaz biraları ile çok gurur duyuyorlar gerçekten. Eğer bira seviyorsanız mutlaka siz de deneyin. En bilinen bira markası Stella Artois.

Leon'dan biraz ileride, menüsünde bulunan 2000 çeşit birasi ile (çikolatalı, çilekli, vişneli gibi çeşitleri de var) gines rekorlar kitabına da giren Delirium, eğer bira seven biriyseniz mutlaka görülmesi gereken bir yer. Ansiklopedilerden daha kalın olan bira menüsünün içinde kaybolacağınız garanti :)

Şansımıza bizim gittiğimiz bir akşam önemli bir maç varmış
Menneken Pis
sanırım. İçeride küçük bir bando takımıyla kutlama yapanlar
ile tam bir şenlik havası hakimdi. 
 
Brüksel'e kadar gitmişken, hala neden bu kadar ünlü olduğuna bir türlü anlam veremediğim, Grand Place Meydanı'ndan birkaç yüz metre ötede Rue de l'Etuve'de yer alan, kentin simgesi de sayılan İşeyen Çocuk Çeşmesi'ni (Menneken Pis) görmeden dönmeyin. Ancak siz de benim gibi bu küçüçük heykeli görünce "bunun nesi ünlü yahu" diyebilirsiniz :)

Aralık sonunda Noel Baba gibi de giydirilen bu çeşmeden, Bira Festivali zamanında su yerine bira akıyormuş :)
Atomium

Bu kadar Aşağı Şehir yeter, biraz da Yukarı Şehir bölgesinden bahsedelim. Bu bölgeyi, Grand Place ve çevresini gezdikten sonra vakit kalırsa değerlendirin bence, yoksa çok da önemli değil derim. 

Bence bu bölgeyi gezmenin en iyi yolu, City Sightseeing tur otobüslerinden birine atlamak. Böylelikle beğendiğiniz yerde inip gezdikten sonra tekrar kaldığınız yerden yolunuza devam edebilirsiniz. Tur otobüsü ile Avrupa Parlamento Binası, Atomium ve Mini Europe gibi yerleri görebilirsiniz.

Atomium; 1958 yılında, Expo 58 fuarı için geçici olarak yapılmış fakat fuar bittikten sonra planlanan şekilde yerinden kaldırılmamış, içine girip en tepeden manzarayı da izleyebileceğiniz bir yapı.

Ancak içine girip yukarıya da çıkmış biri olarak, ayıracağınız
zamana kesinlikle deymeyeceğini söyleyebilirim.
Mini Europe

Onun yerine vaktinizi, Atomium'un hemen yanında yer alan Mini Europe'u gezerek geçirebilirsiniz. Burası bizdeki Miniatürk gibi, Avrupa'daki şehirlerin ünlü ve sembol olan mimari yapılarının küçük versiyonlarının sergilendiği bir açıkhava parkı.

Eğer çizgi romanlara meraklıysanız, Ten Ten, Red Kit ve Şirinler'in doğduğu bu şehirdeki Çizgi Roman Müzesi de ilginizi çekebilir. Bu müzede, başta Ten Ten , Şirinler ve Red Kit’e ait bir çok çizim, dergilerinin ilk sayıları gibi şeyleri görebilirsiniz. Müzenin butiklerinde farklı hediyelik eşyalar da bulabilirsiniz. Ancak çizgi roman konusuna özel bir ilginiz yoksa çok da gitmenize gerek yok bence.

Gelelim alışveriş konusuna. Şehrin ana alışveriş caddesi Rue Neuve diyebilirim, ancak moda tutkunlarının gitmeleri gereken yer kesinlikle Rue Antoine Dansaert. Pazar günleri bir çok mağazanın kapalı olduğunu bilmenizde fayda var.

Çizgi Roman Müzesi
Şehrin antika merkezi olan ve güzel kafelerin olduğu, hem turistlerin hem de yerel halkın uğrak yeri Sablon Meydanı'nda bulunan ünlü çikolatacı Pierre Marcolini'ye alışveriş için kesinlikle gidilmeli. Çikolata sevenler için tam bir cennet :)

Brüksel'in Avrupa'da Türk nüfusunun yoğun olduğu şehirlerden biri olduğunu da yaşayarak öğrendik diyebilirim. 

Biz Brüksel'deyken, Türkiye'de Fenerbahçe'nin şampiyonluk maçı vardı. Akşam otelimizdeyken dışarıdan gelen, "Şampiyon Fenerbahçe" tezahuratlarını duyunca kulaklarımıza inanamadık. Otelimizin yanındaki meydanda kalabalık bir Türk grubu toplanarak dev bir Fenerbahçe bayrağı açmış, hep birlikte şampiyonluğu kutluyorlardı. Tıpkı, Bağdat Caddesi'ndeki gibi yoldan geçen arabaların camlarına oturmuş insanlar bayrak sallayarak ortamı tam bir şenlik havasına çevirmişti. Ancak bu kutlamaların sebebini tam olarak anlayamayan Brüksel polisinin, bizimle aynı fikirde olduğunu hiç sanmıyorum :) Bir yandan arabaların camlarından sarkanları içeri girmeleri için uyarırken, bir yandan da meydandaki kalabalığın taşkınlık yapmadan dağılmaları için çalışıyorlardı. Grup, bir süre daha eğlendikten sonra olaysız bir şekilde dağıldı zaten. Biz de (her nekadar Fenerbahçeli olmasam da) yurt dışında eğlenceli bir şampiyonluk kutlamasına katılmış olduk :)



Yapmadan dönmeyin ;
- Grand Place'daki kafelerde oturup keyif yapmadan,
- Grand Place'ın arka sokaklarına dalıp keşfe çıkmadan,
- Şehrin simgesi Manneken-Pis heykelini görmeden,
- Meşhur midyeci Leon'a gitmeden,
- Ünlü Belçika çikolatalarından yemeden,
- Delirium'u görmeden dönmeyin...




İstanbul 2012




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder