12 Mart 2012 Pazartesi

Güney Afrika 1 - Pilanesberg National Park'ta Safari

Afrika'da Safari

      Afrika'da safari yapmak, gittiğim tüm tatillerin içinde en etkileyicilerinden biriydi diyebilirim. Safari yapmak, ne tarih-kültür, ne deniz-güneş ne de şehir  tatillerine benziyor. Hiç birine benzemiyor doğrusu.

Doğa ile başbaşa, vahşi hayvanların hayatlarına misafir olmanın, hatta bazen vahşi bir aslan ile göz göze gelmenin heyecanı hiç bir şeye benzemiyor. Safariye çıktığınız ilk andan itibaren yaşadığımız şehirlerde ki anlamsız koşuşturmacadan tamamen kopup kendinizi doğal hayata aşkla bırakıyorsunuz.

Afrika her zaman ilgimi çekmiştir. Televizyonlarda ki vahşi hayat belgesellerini fırsat buldukça izlerim mutlaka. Ancak safariden bu kadar etkileneceğimi bilseydim kesinlikle çok daha önce giderdim.

Bu arada gitmek isteyenler için ek bilgi; gidilebilecek en iyi dönem, Güney Yarım Küre'de yaz aylarının yaşandığı Ekim-Nisan arası. Biz Kasım ayında gitmiştik ve hava sıcaklığı oldukça idealdi. Türkiye'ye çok uzak bir yer olmasına rağmen aynı boylamda olmamızdan dolayı saat farkı da bulunmuyor ve en güzeli Güney Afrika bizlerden vize istemiyor :)

Güney Afrika seyahatimiz 4 gün Johannesburg'da bulunan Pilanesberg National Park'ta safari, 1 gün Sun City ve  4 gün de Cape Town olarak planlanmıştı. Biz Johannesburg'a Emirates ile Dubai üzerinden aktarmalı olarak gittiğimizden yolculuk çok uzun sürmüştü. Ancak Türk Hava Yolları'nın Johannesburg'a yaklaşık 10 saat süren direk uçuşları da var. Siz siz olun bu kadar uzun bir yolculuğu sakın aktarmalı uçaklar ile yapmayın. Bizimkisi tam bir perişanlıktı. İstanbul'da evden çıkışımız ile Pilanesberg'de otele yerleşmemiz arasında neredeyse 24 saat geçti diyebilirim. Yolculuk planını ilk aldığımızda aktarma nedeniyle Dubai Havaalanı'nda yaklaşık 5 saat geçireceğimizi gördüğümüzde bol bol alışveriş yaparız diye sevindiğimizi hatırlıyorum :) Ne gaflet !!! 
Ivory Tree Game Lodge

Otelimize vardığımızda hepimiz yorgunluktan perişan durumdaydık. Valizlerimizi odalarımıza bırakır bırakmaz akşam safarisine çıkacağımızı öğrendiğimizde yorgunluktan bayılmak üzereydik diyebilirim. Ancak ilk safarimiz o kadar heyecanlıydı ki, o yol yorgunluğuna rağmen safariden otele dönerken bir çoğumuz adrenalinden olsa gerek, bir kaç saat daha devam edebiliriz diye düşünüyorduk.

Otelimiz, Johannesburg'a yaklaşık 200 km mesafede, gezip göreceğimiz vahşi hayvanların yaşadığı Pilanesberg National Park'ın içinde, içeriye vahşi hayvanlar girmesin diye elektrikli teller ile çevrilmiş bir safari oteliydi. "Ivory Tree Game Lodge". Orman içerisindeki bu konforlu otelde, geceleri ormandaki vahşi hayvanların seslerini dinleyerek uykuya dalıyorduk!!!  Otelimiz lüks sayılabilecek bir oteldi ancak en ilginç özelliği normal bir banyonun yanı sıra, her 
Oteldeki Afrika Gecesi
odanın, bahçeye açılan, sadece dört duvarı olup tavanı olmayan bir duşunun daha olmasıydı. Gece, safariden döndükten sonra cırcır böcekleri ve bazen de ormandan gelen sesler eşliğinde yıldızların altında duş alabiliyordunuz. Gecenin karanlığında, kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz milyonlarca yıldızın altında duş almak ilk başta biraz ürkütücü gelmişti açıkcası, ancak heyecan verici bir çekiciliği de vardı. İnsan kendini o an doğa ile başbaşa hissediyor gerçekten. Şunu da belirtmek isterim ki ben hayatımda hiç bir yerde gökyüzüne bakınca bu kadar çok yıldızı bir arada görmedim :)  Yaşadığımız şehirlerin ışıklarının bizi bukadar muhteşem bir manzaradan mahrum bıraktığının farkında değildim doğrusu.

Biz otel olarak ormanın içindeki lodge'lardan birinde kalıp, hemen otelden çıkar çıkmaz ormana dalıp safariye başlıyorduk ancak Pilanesberg'e yarım saat mesafedeki eğlence ve otel komplekslerinin olduğu Sun City'de kalıp günübirlik de safarilere katılabilirsiniz. Ben kesinlikle safari deneyimini orman içindeki lodge'lardan birinde kalarak yaşamanızı tavsiye ederim.

Pilanesberg National Park, Güney Afrika'nın Kruger National Park'ından sonraki en büyük milli parkı ve yüzlerce vahşi hayvana ev sahipliği yapıyor. Adının park olarak geçtiğine bakmayın, dışarıdan hiç müdahale edilmeyen, tamamen vahşi bir yaşam var bu parkta. Tüm safariye gidenlerin görmeyi hedeflediği "big five" denilen; aslan, leopar, fil, gergedan ve bufalo beşlisi de yaşıyor bu milli park sınırları içerisinde. Bu hayvanlara big five denmesinin nedeninin kesinlikle büyüklükleri olmadığını belirtmeliyim. Bu ismi tamamen saldırganlıklarından dolayı haketmiş durumdalar. Yani bunlar saldırganlıkta ilk 5'e giren hayvanlar, aman dikkat  :)

Safari; doğal parklara özel modifiye edilmiş üzeri açık arazi jeepleriyle, araçlardan inmeden, hayvanları doğal ortamlarında gözlemeye deniyor. Bunların arasında aslan ve leopar gibi, çok tehlikeli olan hayvanların da bulunmasından dolayı araçlardan inmeniz kesinlikle yasak. Zaten etrafınızda o günkü yemeğini arayan bir aslanın olabileceğini bilerek, kim inmeye cesaret edebilirki, ben değil kesinlikle :)

Safari için, havanın çok sıcak olduğu öğle saatlerinde bir çok hayvan ortalıkta gözükmediğinden dolayı, sabahın çok erken saatlerinde, güneş daha yeni doğarken ya da akşam saat beşten sonra yola çıkılıyor. Safari olayı çok acayip bir şey. Ormanın içinde heyecanla, "acaba bugün hangi hayvanları görebileceğiz" diye dolaşmak çok keyifli. Kimini aylak aylak dolaşırken, kimini yemek yerken, kimini yemek için başka bir hayvanı kovalarken görüyorsunuz. Pilanesberg'de kaldığımız süre boyunca her sabah saat 4:30'da saatin alarmı çaldığında uyku sersemi bir şekilde "daha çok uyumak istiyoruuummm. Bu sabah safariye gitmesem mi acaba" diye isyan eden ben, safari bitip kahvaltı için otele dönerken bu inanılmaz deneyimi biraz daha uyku için kaçırmadığım için şükrediyordum.

Ve gelelim safari deneyimlerimize...
Sabah erkenden araçlarımıza doluşıp, yola çıktıktan kısa bir süre sonra muhteşem zerafetleri ile yavaş yavaş yürüyen zürafaları görmeye başlıyoruz bile. Bize dönüp bakmıyorlar, ağaçların dallarından kahvaltılarını yemek ile meşguller :)

İlerledikçe, onlarca zürafa, zebra, yaban domuzu, afrika mandası , gergedan ve çesit çesit ceylanlar ile karşılaşıyoruz. Her yeni gördüğümüz hayvan ile o kadar mutlu oluyoruz ki herkes birbirine gördüğü başka bir hayvanı göstermeye çalışıyor.

Ormanın içlerine doğru ilerlemeye devam ediyoruz ve karşımıza yol kenarında bir fil sürüsü çıkıyor. Yola doğru ilerliyorlar. Belliki yolun diğer tarafına geçecekler. Aracı durdurup bekliyoruz. Bir süre sonra önümüzden karşıya geçmeye başlıyorlar. Muhteşem bir manzara. Önlerine çıkan dalları, ağaçları kırarak, yıkarak ilerliyorlar. Annesinin arkasında ona sokulmuş bir şekilde yürüyen yavru filleri görünce hepimizin içi eriyor, o kadar güzellerki.

Su aygırlarını görebilir miyiz acaba diye göl kenarına gidiyoruz. Bugün ortalarda gözükmüyorlar. Göremediğimiz için üzülüyoruz ancak ertesi gün çıktığımız safaride, bu sevimli hayvanları da görüp fotoğraflamayı başaracağız. 


Kalabalık bir afrika mandası sürüsünün yakınlarından geçiyoruz. Birden bire, bir grup mandanın diğerlerinin yanına hızla koşmaya başladığını görüyoruz. Biz ne oluyor diye anlamaya çalışırken rehberimiz "Sanırım bir doğum olayı var. Bundan dolayı sürünün erkekleri doğum yapacak olan dişinin çevresini sarıyorlar ki doğacak olan yavruyu tehlikelere karşı koruyabilsinler " diyor. Muhteşem bir içgüdü. Hemen araçlarımızı durdurup beklemeye başlıyoruz. Vahşi yaşamda canlı canlı bir doğum olayına tanık olacağız. Doğum, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşiyor.

Ufacık yavruyu annesi doğar doğmaz ayağa kalkıp koşması için kafası ile dürtüklemeye başlıyor. Biz heyecan içinde bir belgeseli canlı izler gibi seyrediyoruz. O çelimsiz yavru, birkaç saniye sonra incecik bacaklarının üzerinde her an yere düşecekmiş gibi sallana sallana yürümeye çalışıyor. Bir süre sonra dengesini bulan yavru annesi ile beraber koşmaya başlıyor. Erkek mandalar hala koruma amaçlı çevrelerini sarmış durumda.

Biz izleyenler için o kadar duygusal bir andı ki böyle bir ana tanık olabildiğimiz için çok şanslıydık sanırım.
Aslan ne zaman göreceğiz acaba diye merak ederken, rehberimizden safarilerde aslan ve leopar görmenin zor olduğunu, bu iki hayvanı göremeden dönen bir çok kişinin olduğunu öğreniyoruz. Bundan dolayı tüm rehberler aslan gördüklerinde telsizle birbirlerine haber veriyorlar mutlaka.

Biraz ilerde, az önce sakin sakin otlanan onlarca impalanın birden bire hareketlendiğini ve her birinin hızla koşarak kaçmaya başladığını görünce etrafta bir aslan olduğunu düşünmeye başlayıp heyecanlanıyoruz. Hepimiz araçtan kafaları uzatıp pür dikkat aslan aramaya başlıyoruz.

Aslanları ilk gören rehberimiz oluyor. Çok uzakta üç tane aslanın olduğunu söyleyip bulundukları yeri gösteriyor. Bizler ancak dürbünle baktığımızda görebiliyoruz onları. Ancak maalesef aracımız ile yaklaşabileceğimiz bir bölgede değiller. Ormanın içinde yavaş yavaş yürüyen aslanları çok uzaktan da olsa takip etmeye başlıyoruz. Rehberimiz aslanların takip ettiği yola bakarak "sanırım su için göl kenarına gidiyorlar, şanslıysak çok yakından görebiliriz" diyerek jeepimizi onların geçeceğini tahmin ettiği bir yola sürmeye başlıyor. Aynı anda telsizden turdaki diğer jeeplere haber veriyor. Bir kaç dakika sonra aslanların geçeceğini tahmin ettiğimiz yolun kenarında aracımızı durdurup beklemeye başlıyoruz. O esnada rehberimizin haber verdiği diğer araçlar da bölgeye ulaşıp beklemeye başlıyorlar. Müthiş bir heyecan var. Rehberimiz sessiz olmamız ve aslanları eğer yakından görebilirsek gürültü yapmamamız konusunda bizi uyarıyor. Hepimiz fotoğraf makinelerimizi ve kameraları hazırlamış durumda heyecanla gelmelerini bekliyoruz.

Uzun süren bekleyişten sonra buradan geçmeyecekler mi acaba diye düşünmeye başlayıp tam moralimiz bozulurken aracın hemen yanındaki yüksek otların arasından iki tane aslan çıkıyor. Kafalarını kaldırıp bize bakıyorlar. Aslanlar ile göz göze geldiğimiz o an heyecandan nefesimiz kesiliyor diyebilirim. Ancak ben bu kadar cool gözüken başka bir hayvan daha olabileceğini sanmıyorum. Boşuna ormanların kralı dememişler. Biz heyecandan ölürken, bizi hiç kaale almadan salına salına biri aracımızın hemen önünden diğerleri aracımızın arkasından geçmeye başlıyorlar. Onları her tarafı açık bir jeepin içinde bu kadar yakınımızda görünce insan bize saldırırlar mı acaba diye de düşünmeden edemiyor. Adrenalin tavan yapmış durumda ancak bol bol fotoğraflarını çekip bu anı ölümsüzleştirmeyi de unutmuyoruz. Rehberimize göre çok şanslı bir ekibiz. Bu bölgede aslanları bu kadar yakından, kendisinin bile çok az görebildiğini söylüyor. 

Pilanesberg'de kaldığımız dört gün boyunca gittiğimiz safarilerde leopar dışında hemen hemen görmek istediğimiz tüm hayvanları gördük diyebilirim. Rehberimiz leoparların çok ortalıklarda dolaşmadıklarını, genellikle kayalık bölgelerde yaşadıklarını, arada bir avlanmak için açık alanlara çıktıklarını, ancak genellikle ağaçların yüksek dallarında görüldüklerini söylüyor. Bu nedenle bir leopar görebilir miyiz acaba diye sürekli ağaçları kontrol ediyoruz ama nafile, göremiyoruz maalesef. Birkaç gece önce başka bir grup ile dallarında oturan bir leopar gördükleri ağacı gösteriyor bize. Rehberimizin gösterdiği ağaç otelimize o kadar yakın ki leoparların bu ağaçların üzerinden atlayarak elektrikli telleri çok kolay geçebileceğini düşünüp korkmamak elde değil. Otelin bahçesinde yürürken karşımıza bir leopar çıksa hiç hoş olmaz elbette :)

Bu muhteşem deneyimden, hayvanları kendi doğal ortamlarının içinde gördükten sonra bir daha asla hayvanat bahçesine gitmem kesinlikle diyorsunuz ve buradan ayrılmadan önce kendi kendime bir söz veriyorum. Bir gün bir kez daha Afrika'ya gelip yeniden safari yapacağım. Ancak bu sefer binlerce hayvanın birlikte yol aldığı Büyük Göçler'i de izleyebileceğim bir tarihte Kenya'ya, Serengeti-Masai Mara bölgelerine gideceğim mutlaka.

Pilanesberg'de safari maceramızı noktalayıp biraz da dinlenmek ve eğlenmek için lüks otellerin, eğlence mekanlarının, dev gibi dalga havuzlarının, casinoların olduğu çok büyük bir kompleks olan Sun City'e geçiyoruz. Sun City macerasını da başka bir yazı da anlatıyor olacağım.

Yapmadan dönmeyin
- Yıldızların muhteşem manzarasını izlemeden,
- Yerlilerle dans etmeden, 
- Big five'ı görmeden,
- Yavru bir fili fotoğraflamadan dönmeyin.


İstanbul 2012



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

2 yorum:

  1. Guzel bir yazi olmus tebrikler.Biz de ailecek safariye gitmek istiyoruz.
    Cocuklar icin yas siniri var mi?

    YanıtlaSil
  2. Beğendiğinize sevindim. :)
    Safari için 6 yaşından büyük çoçukları aldıklarını biliyorum, bizim turumuzda vardı.
    Cocuklarınız daha kucuklerse, bir tur şirketine sormanızda fayda var.

    YanıtlaSil