13 Nisan 2012 Cuma

Bolu - Göynük

Göynük
      Bahar gelince arkadaşlarımla birlite, kendimizi doğaya salalım, yeşilliğin, güneşin tadını çıkartalım istedik. İstanbul'a çok uzak olmayan, günübirlik gidebileceğimiz  ve de her zaman gitmediğimiz farklı bir yer olsun düşüncesiyle dört koldan araştırmaya giriştik  :)  Sonunda, hem İstanbul'a çok uzak olmaması, hem de birini beğenmezsek, diğerine geçebileceğimiz, aynı rota üzerinde birçok alternatif yerin olduğu, Bolu'nun Göynük, Sünnet Gölü ve Mudurnu bölgelerine gitmeye karar verdik.

Göynük'e Nasıl Gidilir?
Göynük, İstanbul'dan yaklaşık 200 km mesafede. Ancak yolun büyük bir çoğunluğu otoban olduğu için 2 saat içinde varıyorsunuz. Otobandan Bilecik çıkışından çıkıp Geyve üzerinden Göynük'e ulaşabilirsiniz. Yol Geyve'ye kadar gayet düzgün. Oradan sonra biraz bozuluyor. Ancak Göynük'e çok fazla bir yol kalmadığı için idare ediyorsunuz.

Göynük'de Ne Yapılır? Nereleri Görelim?
Burası için küçük Safranbolu diyebiliriz kesinlikle. Eski evlerin, konakların çoğu restore edilmiş ve ahşap pencereleri ile çok şirin gözüküyorlar. Safranbolu, Göynük'ten çok daha önceki yıllarda koruma altına alındığından dolayı çok daha iyi durumda. Burası, 87 yılında koruma altına alınmış ve o tarihe kadar da birçok eski konak yıkılmış maalesef. Ancak yine de arnavut kaldırımları, dar sokakları, ahşap cumbalı eski tarihi evleri ve tam ortasından akan deresi ile güzel, şirin bir kasaba diyebilirim. Arnavut kaldırımlı sokaklarında dolaşın ve cumbalı, tarihi konaklarını bol bol fotoğraflayın. Dere kenarındaki çay bahçelerinde oturup, kahvenizi yudumlarken bu nostaljik havayı soluyabilirsiniz.



Göynük'de Nerede Yenir? Ne Yenir?
Biz Göynük'e sabah 10:00 civarında vardığımız için, güzel bir köy kahvaltısı yapabileceğimiz mekanlar aradık. Yöre halkına güzel bir kahvaltı mekanı sorduğumuzda, otel ve restoran olarak işletilen tarihi konakların olduğunu ancak henüz sezon başlamadığı için açık olmadıklarını öğrendik maalesef :( Bu bölgede rakım yüksek olduğu için hava İstanbul'dan çok daha serindi. İstanbul'da güneşli bir hava varken burada yol kenarlarında karlar vardı hala. Bu nedenle de sezon Nisan ortası, Nisan sonu gibi başlıyormuş. Yüksek rakım nedeniyle çok sıcak olmayacağından dolayı, İstanbul'da sıcaktan bunaldığımız Temmuz-Ağustos dönemlerinde gelmek çok keyifli olabilir. Konakların en ünlüleri Akşemsettinoğlu ve Hacı Paşa Ali Konağı. Bu konaklarda yemek bize kısmet olmadı ancak giderseniz bizim için de afiyetle yiyin :)




Biz, açık olan birkaç restorandan biri olan Lalezar Restoran'da kahvaltımızı yapıp, dere kenarında da kahvemizi içtikten sonra, kasabayı gezip, fotoğraflarımızı çekip, ikinci durağımız olan Sünnet Gölü'ne doğru yola çıktık. Sünnet Gölü ile ilgili detayları da başka bir yazı da anlatırım artık.

Yapmadan dönmeyin
- Köy pazarından erişte almadan,
- Tarihi konakları gezmeden,
- Dere kenarında oturup, kahvenizi yudumlamadan,
- Cumbalı evlerini fotoğraflamadan dönmeyin.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder