10 Nisan 2012 Salı

İtalya Turu 1 - Venedik

Venedik ve Gondollar
       Birkaç yıl önce 15 günde, 15'den fazla şehir ve kasaba gezdiğimiz bir İtalya turu yapmıştık. Sürekli otel değiştirmek ve valiz taşımak istemediğimizden dolayı, genellikle büyük şehirleri merkez alıp, oralarda otele yerleşip, yakın çevresindeki küçük ama mutlaka görmek istediğimiz yerleri de günübirlik gidip gelerek gezmiştik.

Bu tur sayesinde İtalya'nın Sicilya ve Sardunya Adası dışında görmek istediğim her yerini neredeyse gördüm diyebilirim. İtalya'nın, en büyük şehrinden, en küçük kasabasına kadar gerçekten çok güzel bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Toskana bölgesindeki minicik köylere bile hayran kalıyorsunuz gerçekten. Sardunya Adası ve Sicilya'yı da çok görmek istemiştim ancak 15 güne sığdıramadık maalesef. Artık bir başka İtalya tatilimde inşallah :)

İtalya'yı iki hafta boyunca kuzeyden güneye gezmeye karar verince ilk işimiz bir rota çıkarmak oldu. Turumuza ilk hangi şehirden başlayacağız, hangi şehirde kaç gün kalacağız, nereleri mutlaka görmeliyiz karar vermek için internetten sıkı bir araştırmaya giriştik. Araştırdıkça herkesin çok da bilmediği ancak fotoğraflardan ve anlatılanlardan etkilenip görmek istediğimiz o kadar çok şehir ve kasaba çıktı ki inanamazsınız. Bazılarını görmek için ekstradan çok fazla yol katetmemiz gerektiğinden dolayı, onları otomatik olarak eledik zaten. Mutlaka görmek istediklerimizi belirleyip, kalanlarını da 15 gün içinde en fazla yer görebileceğimiz şekilde seçtik.

İtalya Turu Rotamız
İşte belirlediğimiz iki haftalık İtalya turu rotamız;
- Venedik (3 Gün)
- Murano, Burano ve Lido Adaları (Venedik'ten günübirlik)
- Camogli (1 Gün - Bir gün kalmayı planlamıştık ancak kasabayı ve otelimizi o kadar çok sevdik ki iki gün kaldık. Bu nedenle de Cinque Terre için vakit kalmadığından gidemedik. Daha sonra giden arkadaşlarımın anlattıklarını dinleyince burayı görmediğimize çok üzüldüm gerçekten. Neyse, bu güzel ülkeye bir daha gitmek için bir bahanem daha var işte :))
- Cinque Terre 1 Gün (Gidemedik maalesef)
- Portofino (Camogli'den günübirlik)
- Floransa ve Toskana bölgesi (3 Gün)
- Pisa - Luca (Floransa'dan günübirlik)
- San Gimignano - Chianti - Siena (Floransa'dan günübirlik)
- Roma (2 Gün)
- Napoli (Sadece Sorrento'ya transit geçiş ve pizzanın ilk yapıldığı restoranda yemek için :) )
- Sorrento (4 Gün)
- Capri (Sorrento'dan günübirlik)
- Amalfi - Positano - Ravello (Sorrento'dan günübirlik)

Biz, Milano ve Como Gölü'nü daha önce gördüğümüz için, iki haftalık turumuza dahil etmedik ancak Venedik'ten sonra Camogli'ye geçmeden Milano'ya geçip, oradan da günübirlik Como ya da Garda Gölü'ne gidebilirsiniz.

Rotamıza göre ilk durağımız olan Venedik'e gidiş ve son durağımız olan Napoli'den de dönüş biletlerimizi ayarladıktan sonra yolculuğa başlamaya hazırdık artık. İtalya içi şehirler arası yolculuklarımızı da trenler ile yapmayı planlıyorduk. İtalya tren tarifeleri için http://www.trenitalia.com/ adresine bakabilirsiniz. İtalya'da trenler ile şehirler arası yolculuk yapmak çok rahat. Hemen her yere tren var diyebilirim ancak rötar konusu sıkıntı olabiliyor bazen. Buna çok takılmazsanız, etrafınızı seyrede seyrede keyifli bir yolculuk ile istediğiniz yere tren ile gidebilirsiniz.

Bir yeri çok beğenir ve planladığımızdan daha uzun kalmak istersek sorun olmaması için de otelleri önceden ayarlamamaya karar verdik. Sadece ilk durağımız olan Venedik'teki otelimizi ayarladık. (otel için; http://www.booking.com/) Ancak tura başlamadan, kalmayı planladığımız her şehirde bir iki otel alternatifi belirlemiş ve adreslerini yanımıza almıştık ki otel aramak ile vakit kaybetmeyelim.

Gelelim Venedik gezi notlarımıza...

Venedik'e Nasıl Gidilir?
Şehir Merkezi, Marco Polo Havaalanı'ndan yaklaşık 25 dakika uzaklıkta. Havaalanından yarım saatte bir kalkan 5 numaralı otobüsle ya da tren ile şehre ulaşabilirsiniz. Ancak benim önerim kesinlikle deniz yolunu kullanmanız. Venedik, her ne kadar ana kara ile bağlantısı olsa da, bir ada aslında. Bu nedenle de, Venedik merkezine ulaşmanın en keyifli yolu tekneler. Havaalanının hemen dışından bindiğiniz tekneler ile adanın merkezi olan San Marco Meydanı'na çok kolay ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca, tekneler ile denizden Venedik'e yaklaşırken, adayı seyretmenin keyfi de bir başka doğrusu.


                                                                                 San Marco Meydanı ve Kilisesi

Venedik'te Nerede Kalınır?
Venedik'te kısa süre kalacağımızdan dolayı, otele gidip gelmek için çok vakit kaybetmek istemediğimizden, şehrin tam merkezi olan San Marco Meydanı'na çok yakın bir otel ayarladık. Hatta neredeyse meydanda diyebilirim. Best Western Hotel Cavalletto. Otelden çıkıp sadece on adım yürüdüğünüzde, ama gerçekten sadece on adım :) kendinizi, bence Avrupa'nın en güzel meydanlarından biri olan San Marco Meydanı'nda buluyordunuz. Odaları biraz küçük olsa da güzel bir oteldi. Gitmek isteyenlere tavsiye edebilirim. Şehrin sembolü olan gondollar da tam odamızın camının hemen altından kalkıyorlardı. Camdan gondolların manzarasını seyretmek de çok keyifliydi doğrusu. Otel San Marco Meydanı'na bu kadar yakın olması sebebiyle Venedikte çekilen bir çok filmde de sahne almış durumda. :) Örneğin, Daniel Craig'in ilk James Bond filmi olan ve muhteşem Venedik görüntülerinin de olduğu Casino Royal filminin bir sahnesi de bu otelin hemen önünde çekilmiş. Unutmadan soyleyeyim, güzel Venedik manzaraları görmek istiyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. Gerçi bir çoğunuz izlemişsinizdir eminim ancak Venedik tatiline çıkmadan hemen önce bir daha izlemek çok keyifli gerçekten.


                   Otelimiz "Best Western Hotel Cavalletto"                                     Odamızın Camının Altındaki Gondollar 

Venedik'te Ne Yapılır? Nereleri Görelim?
Venedik'te mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında San Marco Meydanı ve bu meydanı çevreleyen yapılar geliyor bence. Meydan o kadar güzel ki, Napoleon Bonaparte'ın "San Marco Meydanı, dünyanın en güzel dans pistidir ve sadece mavi gökyüzü onun çatısı olmaya layıktır" sözü her şeyi anlatıyor bence. :)

Meydan, akşamları turist kalabalığı biraz daha azaldığı için çok daha keyifli oluyor. Meydandaki kafelerin hemen hepsi canlı, minik bir orkestra eşliğinde klasik müzik çalıyorlar. Cafe Florian'da oturun ve bu güzelliğin keyfini çıkarın. :) 1720'li yıllardan beri açık olan Cafe Florian için Venedik'in sembollerinden biri demek yanlış olmaz. Açıldığı ilk günden beri müşterilerinin arasında dünyanın en ünlü yazarları, aktörleri filozofları yer almış. Ünlü çapkın Casanova, Goethe, Charles Dickens, Rousseau bunlardan sadece bazıları. Ünlü Venedik Bineali'nin ilk adımları da bu kafede atılmış. San Marco meydanindaki hemen hemen tüm kafelerin önünde çalınan canlı klasik müziğin fikir babasi da bu ünlü kafe olmuş ve diğerlerine yayılmış. Tüm bu yazdıklarımdan sonra fiyatlarının pahalı olduğunu tahmin etmeniz hiç zor değil sanırım.


                                   San Marco Kilisesi                                                                                Cafe Florian

Meydanın bu kadar ihtişamlı gözükmesinin ana nedeni kesinlikle San Marco Kilisesi. (Basilica Cattedrale Patriarcale di San Marco) Yapıyı görür görmez bayıldım diyebilirim. Üzerindeki, güneş vurdukça parıl parıl parlayan, yaldızlı mozaikler kilisenin çok daha güzel gözükmesini sağlıyor. Ön cephesindeki 4 tane at heykelinin de 1200'lü yıllarda o zamanlar Constantinopolis olan İstanbul'dan getirildiğini öğrenince binaya daha da içim ısınıyor :) Meydan sürekli kalabalık olduğundan dolayı eğer kiliseyi gezmek isterseniz sıra beklememek için www.venetoinside.com/en/saint_mark_s_basilica sayfasından rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Yüksek bir yerden Venedik manzarası izlemek isterseniz; meydanda, kilisenin karşısındaki Campanile di San Marco kulesine çıkabilirsiniz. Ancak su kanallarının gözükmediğini bu nedenle de manzaranın herhangi bir şehirden pek farklı olmadığını bilmenizde fayda var. Venedik'in sular üzerinde bir şehir olduğunu hissedemiyorsunuz maalesef. Bu nedenle de vakit kaybetbeye değmez bence.




Venedik'e gidince görülmesi gereken yerlerden biri de Canal Grande yani Büyük Kanal'dır. Sehrin tam ortasından S şeklinde dolana dolana gecen bu su kanalı, Venedik'in en büyük su kanalıdır. Şehir içinde en iyi ulaşım aracı, kanallar arasında çalışan vaporetto'lar. Bunları, bizdeki vapurların çok küçük versiyonu gibi düşünebilirsiniz. San Marco Meydanı'ndan numaralı hattaki vaporetto'ya binerseniz Büyük Kanal'ı ve dolayısıyla da Venedik'i neredeyse baştan başa görmüş olursunuz. Bu yolculuk sırasında Venedik'in en eski ve en ünlü köprüsü olan Rialto Köprüsü'nü de (Ponte Rialto) görebilirsiniz.


                                       Vaporettolar                                                                                     Rialto Köprüsü

Ahlar Köprüsü
Rialto Köprüsü'nden sonra şehrin ikinci ünlü köprüsü olan Ahlar Köprüsü'nü de (Ponte Dei Sospiri) görmelisiniz bence. Çok hüzünlü bir görevi varmış bence köprünün. Bu köprü, mahkumların yargılandıktan sonra, hapishaneye geçmek için kullandıkları ve hücrelerine geçmeden önce, gün ışığına ve Venedik manzarasına son kez baktıkları köprü olduğu için "Ahlar Köprüsü" adını almış.

Venedik'e kadar gelmişken, şehrin sembolü de olan gondallarına binip, kanallar arasında dolaşmadan olmaz elbette. Biz de yaptık tabi ki. Ancak fiyatlarının çok pahalı olduğunu söylemeliyim. Yarım saatlik bir gezi için 100€ alıyorlar. Talep çok olduğu için pazarlık da yapmıyorlar maalesef.

Venedik maskeleri ile de ünlü bildiğiniz gibi. Her sene Paskalya öncesi Şubat ve Mart aylarında yapılan Venedik Karnavalı zamanında bu şehre giderseniz sokaklarda yüzünde rengarenk maskeleri ile dolaşan yüzlerce kişi görebilirsiniz. Eğer siz de ünlü venedik maskelerinden almak isterseniz mutlaka La Bollega dei Mascareri'ye uğramalısınız. Eyes Wide Shut filmini izleyenler bilir, herkesin maskeli olduğu o ünlü sahnede kullanılan maskeler Rialto Köprüsü yakınlarındaki bu dükkanda yapılmış. Kesinlikle Venedik'teki en güzel maskeleri bu dükkanda bulabilirsiniz diyebilirim.

Venedik'te 2 günden daha fazla kalacaksanız bir gününüzü de Venedik'in küçük şirin adalarına ayırmanızı öneririm. Biz Lido, Murano ve Burano adalarını gezip görmüştük. Lido, Venedik'te insanların denize girmek için gittikleri, kumsalı olan bir ada. Ancak biz ne adayı ne de kumsalını çok beğenmedik açıkçası. Denize girmek için ölmüyorsanız çok da vakit harcamanıza değecek bir yer değil kesinlikle. Ancak Murano ve Burano adalarına vakit ayırmalısınız. Murano Adası, cam atölyeleri ile ünlü olan, ve buralarda çalışan ustaları canlı olarak izleyebileceğiniz, hatta kendi cam eserlerini yaratabileceğiniz bir ada. Burano Adası ise dantelleri ile ünlü. Her yerde dantel satan dükkanlar mevcut. Ancak bence dantelden daha çok, rengarenk çok şirin evleri ile ünlü olması gereken bir yer. Evleri o kadar şirin ki her birini ayrı ayrı fotoğraflamak istiyorsunuz.


                      Burano Adası                                 Camdan Saman Balyası - Murano                       Cam Objeler - Murano 

                   Murano                                                                Burano                                                               Burano

                                               Venedik Haritası                                                                                       Murano
Venedik'te Nerede Yenir, Ne Yenir?
İtalya'daki hemen hemen her restoranda genel olarak menüler birbirine çok benziyor. Pizzalar, makarnalar, tatlılar :) Venedik'te güzel bir lazanya yemek isterseniz adresiniz Ristorante S. Stefano olmalı. Burası ağırlıklı deniz ürünleri restoranı olsa da biz lazanyasına bayılmıştık, giderseniz mutlaka denemelisiniz. İkinci önereceğim restoran ise Campo S. Angola'da Acqua Pazza. Çok güzel bir ambiyansı olan, kalabalık bir meydandaki bu restoran akşamları çok kalabalık oluyor. Erken gitmenizde fayda var. Güzel bir dondurma yemek istiyorsanız, Gelato Nico'ya uğramalısınız. Özellikle fındıklı dondurması süper. Bu arada tüm İtalya tatilim boyunca istisnasız, en muhteşem tiramisuyu, kesinlikle Murano Adası'nda yediğimi söyleyebilirim. Vaporetto'dan indikten sonra yürüdüğümüz ana cadde üzerinde, vitrininde tiramisu tepsilerinin olduğu küçük bir cafeydi ancak adını not almayı unutmuşum maalesef. :(

Son olarak Venedik, mutlaka gidip görülmesi gereken, çok romantik bir şehir gerçekten. Boşuna hayaller ve aşıklar şehri dememişler :) Bir sonraki gidişimi karnaval zamanına denk getirip, o büyülü karnaval atmosferini de görmek istiyorum mutlaka.

Yapmadan dönmeyin
- San Marco Meydanı ve Kilisesi'ni görmeden,
- Kanallarda gondol ile gezmeden,
- Maske almadan,
- Sokaklarında kaybolmadan,
- Cam atölyelerini görmeden,
- Burano'daki rengarenk evleri fotoğraflamadan,
- Tiramisu yemeden dönmeyin.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

2 yorum:

  1. Merhaba

    Yazinizi zevkle okudum. Ben de Italya'ya yeni yerlesen birisi olarak Italya'da gezi, yasam, yemek ve stil uzerine kendi blogumu yazmaya basladim.
    www.risetta.weebly.com adresinde renkli italyan sokaklarindan kareler bulabilirsiniz.

    saygilarimla
    risetta

    YanıtlaSil
  2. Venedik'i, Murano ve Burano adalarını gezecekseniz mutlaka şu sayfaya bir göz atın.
    Çok güzel detaylar var.

    htp://www.DunyayiGeziyorum.com

    YanıtlaSil