21 Mayıs 2012 Pazartesi

Hatay (Antakya)

Eski Antakya Evlerinin Kapıları

     Haftasonu için planladığımız Gaziantep ve Hatay (Antakya) turumuzda, büyük bir keyif ve dolu mideler ile tamamladığımız Gaziantep gezisinden sonra Antakya’ya geçiyoruz. Gaziantep daha önce gittiğim, tanıdığım bir şehirdi ancak Antakya ile ilgili çok bir bilgim yoktu doğrusu. Şehirde, dünyanın ilk üç mozaik müzesinden biri olan, bir arkeoloji müzesi olduğunu ve ayrıca mezeleri ile meşhur bir mutfağı olduğunu biliyordum sadece. Bunların dışında nereleri gezmeliyiz, en güzel Antakya yemeklerini nerede yiyebiliriz, çok bildiğim şeyler değildi. Ancak şanslıydık ki grubumuzda, Antakya’yı çok iyi bilen bir arkadaşımız vardı. Onun rehberliğinde keyifle gezdik.


Antakya’da Nerede Kalalım?
Biz Antakya’nın merkezinin 2 km kadar dışında Anemon Otel’de kalmıştık. Odaları büyük, ferah, kahvaltısı güzel bir oteldi. Gitmek isteyenlere tavsiye edebilirim kesinlikle. Biz iki günlük turumuz için grupça minibüs kiraladığımızdan merkeze inmek bizim için sıkıntı olmamıştı ancak otelden isterseniz taksi ile birkaç dakikada merkeze gidebilirsiniz.

Antakya'da Ne Yapmalı? Nereleri Gezelim , Görelim?
Biz Antakya gezimize St Pierre Kilisesi’nden başlamıştık. Bu kilise Antakya’yı yukarıdan gören bir dağın eteklerinde bulunan bir mağaranın içine yapılmış durumda. Antakya’daki ilk hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara, hıristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul ediliyor. Hz. İsa’ya inananlara ”hıristiyan” adının verilmesinin Antakya’da gerçekleştiği biliniyor. Bundan dolayı bu kilise hıristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip.


                                                                                                 St Pierre Kilisesi

Antakya sadece hıristiyanlığa değil, tüm dinlere hoşgörü ile yaklaşılan bir yer olmuş tarih boyunca. Burası tüm dinlerin buluşma noktası gibi. Eski Antakya denilen bölgede, aynı cadde üzerinde, katolik ve ortodoks kiliseleri, sinagog ve camileri yan yana görebiliyorsunuz. Anadolu’da yapılan ilk cami olan Habib-i Neccar camisi de eski Antakya bölgesinde bulunuyor. Bunlardan dolayı da inanç turizmi için önemli bir şehir burası. İki katlı cumbalı evlerin, daracık sokaklarınn olduğu eski Antakya’yı gezmelisiniz mutlaka. Tüm tarihi kilise, sinegog ve camiler bu bölgede zaten. Ancak eski Antakya’nın daracık sokaklarında gezerken, bakımsızlıktan çökmek üzere gibi gözüken evleri görünce, üzülmeden edemiyor insan. Halbuki o evlerin hepsi restore edilse, o kadar güzel bir şehir olacak ki, çok yazık.

Gece ışıklandırılan ilk cadde olarak kabul edilen Harold Caddesi, bugünkü adıyla Kurtuluş Caddesi de Antakya da bulunuyor.



                                                                                      Eski Antakya Sokakları

Antakya’da görülmesi gereken bir diğer yer de dünyanın en büyük üç mozaik müzesinden biri kabul edilen Antakya Arkeoloji Müzesi. (Diğer ikisi de Gaziantep Zeugma ve Tunus Bardo Müzeleri) Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi ile Antakya Arkeoloji Müzesi’ni bir gün ara ile gezen birisi olarak şunu söylemeliyim ki, Zeugma’nın yanında Antakya Arkeoloji Müzesi çok sıradan kalmış durumda. Mozaiklerin güzelliği ya da değeri açısından bahsetmiyorum ancak Zeugma Müzesi bina tasarımı, mozaiklerin sunuş şekli, ışıklandırması ile tek kelime ile muhteşem.


                                                                                            Antakya Arkeoloji Müzesi

Antakya ile ilgili okuduğum bir çok yazıda görülmesi gerekenler arasında anlatılan yerlerden biri de Uzun Çarşı’ydı. Pazar günü olduğu için çoğu dükkanın kapalı olmasından dolayı mı bilmiyorum ama ben çok vakit ayırıp gezmeniz gerektiğini düşünmüyorum açıkçası. Eminönü’ndeki alt geçitlerdeki dükkanlara benzeyen, sıralı bir çok dükkanın olduğu sıradan bir çarşı bence. Kağıt ya da sini Kebabı için bu çarşı içindeki bir çok kasap öneriliyor ancak biz öğle yemeğimizi burada yemek yerine Anadolu Restaurant’a yemiştik ve çok güzeldi. Uzun Çarşı’ya yemek için gelmeyecekseniz, sadece çarşıyı gezeyim diye düşünüyorsanız vakit ayırmanıza gerek yok bence.

Biz Antakya’ya Nisan’ın son haftası gitmiştik ancak hava o kadar sıcaktı ki Temmuz ve Ağustos aylarını düşünemiyorum gerçekten. Bu kadar sıcak bir dönemde giderseniz eğer, gezmek için en doğru yerlerden biri olan, ağaçlar içerisinde,  şelalelerin olduğu Antakya’nın mesire yeri Harbiye’ye de gitmelisiniz. Suyun içindeki masalarda oturup kahvenizi yudumlayabileceğiniz mekanlar da var. Antakya ipek üretimi konusunda da öne çıkmış bir şehir. Oraya kadar gitmişken, meşhur Harbiye İpeği ile üretilmiş kumaşlar, şallar, kravatlar v.s. alabilirsiniz.

Biz gidemedik ancak, eğer vaktiniz kalırsa Anadolu’nun son Ermeni köyü olan ve Türkiye’deki ilk organik tarım uygulamasının yapıldığı, Samandağ İlçesi’ndeki Vakıflı Köyü’nü de gezebilirsiniz.

Antakya’da Ne Yenir? Nerede Yenir?
Antakya mutfağının biraz Lübnan Mutfağı’na benzediğini duymuştum. İstanbul’daki Antakya restoranlarından bildiğim kadarıyla da benim damak zevkime gayet uygun bir mutfak olduğunu düşünüyordum. Gezinin sonunda, bu düşüncemde yanılmadığımı da görmüş oldum.

Antakya mutfağı denildiğinde ilk akla gelen şey künefe elbette. Şehrin merkezinde sadece künefe satan bir çok yer bulacaksınız ancak en ünlüleri; Uzun Çarşı’nın içinde, Ahmediye Camii’nin avlusunda közde künefe yapan Yusuf Usta ve en, öz, hakiki gibi taklitleri çıkan Kral Künefe. Biz, künefeyi hala geleneksel yöntemlerle, közde pişirmeye devam eden Yusuf Usta’da yedik. Şekeri az, peyniri bol olarak yapılmıştı. Ben beğensem de grubumuzdaki herkes çok beğenmedi. Bizim İstanbul’da alışık olduğumuz künefede peynir tadı çok anlaşılmaz. Buradakinde yoğun bir peynir tadı vardı, ondan dolayı beğenmeyenler oldu sanırım.



Eski Antakya’yı gezerken yorulduysanız, ya da sıcaktan bunaldıysanız Kurtuluş Caddesi’ndeki Affan Kahvesi’nde oturup bir Haytalı siparişi verin. Haytalı, (Adana’daki gibi bıcı bıcı da deniyormuş) içinde dondurma ve muhallebi parçaları olan, üzerine gül sulu bir şerbet dökülen bir nevi tatlı diyebilirim. Benim gül suyu ile çok aram olmadığı için ben çok sevmesem de arkadaşlarım o sıcak havada bayıldılar diyebilirim.


                                                                                             Affan Kahvesi ve Haytalı

Mükellef bir Antakya mutfağı için önerebileceğim yer ise Anadolu Restaurant. Biz kalabalık bir grup olduğumuz için hemen herşeyden ortaya karışık söyleyip tatma fırsatı bulabildik. Nar ekşili kekik salatası, humus, patlıcan salatası, tepsi kebabı, et şato, kağıt kebabı, piliş role v.s. hepsi çok lezzetliydi gerçekten.





Sveyka Restaurant

Bir de yemek yeme fırsatı bulamadığımız için yemeklerinin lezzeti açısından bir yorum yapamayacağım ancak ambiyans olarak kesinlikle Antakya’nın en şık restoranı diyebileceğim Sveyka Restaurant’ı önerebilirim.

Yapmadan dönmeyin
- Eski Antakya’nın dar sokaklarında dolaşmadan,
- Bu sokaklardaki yan yana yapılmış, kilise, sinegog ve camilerin arasında dolaşmadan.
- Anadolu’nun ilk camisini görmeden,
- Lezzetli künefelerinden yemeden dönmeyin.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

1 yorum:

  1. antakya mutfagimiza doyum olmaz yurdun her yerinden insanimizi bekliyoruz

    YanıtlaSil