25 Mayıs 2012 Cuma

Hırvatistan - Dubrovnik

Dubrovnik

     Hırvatistan, turistlerin son yıllarda keşfettiği Avrupa’nın en güzel ülkelerinden biri bence. Mimarisi yüzyıllardır korunmuş, hiç bozulmamış, hala ortaçağdan kalmış gibi duran şehirleri, doğal güzellikleri, yüzlerce kilometre uzanan sahil şeridi, binlerce irili ufaklı adaları ile tatil için bulunmaz bir ülke kesinlikle. Türklerden vize istemeyen son birkaç Avrupa ülkesinden biri olmasının da Türk turistler tarafından tercih edilmesinde büyük rolü var sanırım. Hırvatistan’ın Avrupa Birliği’ne kabul edildiğini düşünürsek, yakında shengen vizesi ile girmek zorunda kalacağımızdan dolayı, hala bu güzel ülkeyi gidip görmediyseniz acele etmenizde fayda var.

Hırvatistan’ın başkenti Zagrep olsa da, turistler tarafından en çok tercih edilen şehir kesinlikle Dubrovnik. Biz de burayı merkez alıp günübirlik geziler ile yakın çevre adaları, Bosna Hersek’i, Karadağ’ı da görebileceğimiz, 5 günlük küçük bir Balkanlar turu yapalım dedik.

Dubrovnik’de Nerede Kalalım?
Biz daha önce giden arkadaşlarımızın önerdiği Rixos Otel’de kalmıştık. Deniz kenarında kendine ait bir koyda bulunan, güzel, rahat bir oteldi. Deniz kenarı dediysem, uzun bir plaj ve altın sarısı kumlardan bahsetmiyorum. Otel kayalıkların üzerine kurulduğu için denize de merdivenler ile inerek kayalıklardan girebiliyorsunuz. Otel çalışanlarının bir çoğu Türkçe biliyor ve şehrin tek casino’su da bu otelde bulunuyor. Otel, Dubrovnik’de en çok vakit geçireceğiniz yer olan, Eski Şehir olarak bilinen surlarla çevrili Stari Grad'a 15 dakikalık yürüme mesafesinde bulunuyor. Ancak oteli beğenmiş olsam da, eğer Dubrovnik’e gidecekseniz kesinlikle Stari Grad’ın surları içerisinde kalan bir otelde kalıp şehrin o ortaçağ havasını daha fazla yaşamanızı tavsiye ederim. Tüm Dubrovnik otelleri için http://www.booking.com sitesine bakabilirsiniz.

Dubrovnik’de Nereleri Gezelim, Görelim?
Şehir 4 bölgeden oluşuyor. Çoğunlukla otellerin olduğu bölgeler Lapad ve Babin Kuk, liman bölgesi Gruz ve eski şehir olarak bilinen Stari Grad. Bizim Dubrovnik olarak bildiğimiz, şehrin tüm fotoğraflarında gördüğümüz, surlarla çevrili taş binaların olduğu bölge aslında sadece Stari Grad. Zaten şehir dört bölgeden oluşsa da zamanınızın çoğunu Stari Grad’da geçireceksiniz.


                                                                                      Stari Grad ve Sokakları

Stradun Caddesi
Stari Grad denilen yer surların içerisinde, toplamda bir kaç saat içerisinde gezilebilecek kadar küçük ama mermer yolları, taş binaları, şehri çevreleyen surları, kırmızı kiremitli çatıları ile çok güzel bir şehir gerçekten. Eski şehre giriş, tarihi filmlerdeki gibi birkaç kapıdan yapılabiliyor sadece. Ana giriş kapısı olan Pile'den içeri girin. Kapının girişinde hala ortaçağ kıyafetleri ve elinde mızrakları ile iki asker bekliyor her zaman. Hemen hemen her turistin yaptığı gibi, siz de onlarla fotoğraf çektirin mutlaka. Tabi ki ben de atlamadım. :)

Ana kapıdan içeri girince hemen meşhur Onofrio Çeşmesi ile karşılaşıyorsunuz. Çeşme, 15. yy’da, Dubrovnik Irmağı'ndan şehre temiz su getirmek amacı ile yapılmış. O dönemde vebadan korkulduğu için şehre gelenlerin önce bu çeşmenin soğuk sularında yıkanmaları istenirmiş. Sanat tarihçisi değilim ancak estetik açıdan bakılınca çok bir güzelliği yok bence.

Stradun Caddesi, diğer adıyla Placa, Dubrovnik’in kalbinde yer alan şehrin en işlek, en kalabalık caddesi. Eski şehri boydan boya geçen bu cadde, Onofrio Çeşmesi’nden başlayıp, saat kulesine kadar uzanıyor. Dubrovnik’in kalbi bu cadde üzerinde atıyor dersem abartmış olmam sanırım. Tüm büyük magazalar, cafe ve restoranlar bu cadde üzerinde bulunuyor ve her daim çok kalabalık. Turistlere yardımcı olmak için her ara sokak girişine, o sokakta bulabileceklerinizi anlatan küçük pankartlar yerleştirmişler. Ancak kaybolmaktan korkmayın, bu caddeyi kesen ara sokaklara dalıp şehri keşfe çıkın. Zaten şehir o kadar küçük ki isteseniz de kaybolamazsınız.


                                    Onofrio Çeşmesi                                                                            Stradun Caddesi

Dubbrovnik’de mutlaka yapılması gereken şeyler listesinin birinci sırasında, şehri çevreleyen yaklaşık 2 km uzunluğundaki surları gezmek bulunuyor bence. Surları gezerken tüm şehri yukarıdan daha detaylı görebiliyorsunuz. Yeni yerler keşfedebiliyorsunuz. Yaz aylarında mutlaka akşam saatlerini tercih etmenizi öneririm. Güneş tam tepedeyken 2 km yürümek pek de eğlenceli olmayabilir.


                                                                                      Surlardan Manzaralar

Dubrovnik’e yaz aylarında gittiyseniz Adriyatik Denizi’nde yüzmeden dönmeyin. Eski Şehir, kayalıkların üzerine kurulduğu için bu bölgede denize girme imkanı bulunumuyor ancak diğer bölgelerde deniz kenarında bir otel ayarlamadıysanız şehre en yakın plaj olan Banje’de denize girebilirsiniz ya da yerel halkın yaptığı gibi tekneler ile yakın adalara geçebilirsiniz. Eski Şehir’de kalenin arkasındaki küçük limandan hergün yakın adalara sürekli tekneler kalkıyor.

Surlarının hemen dışında, sizi muhteşem manzaraya sahip bir tepeye çıkaran bir teleferik bulunuyor. Yukarı çıktığınızda Dubrovnik’i, özelikle de Strari Grad bölgesini tüm güzelliği ile görüyorsunuz. Mutlaka çıkıp fotoğraflamanızı öneririm.


                                       Banje Plajı                                                                               Teleferikten Manzara

Liman Bölgesi

Eski Şehir dışında görmenizi önereceğim bir diğer bölge liman bölgesi. Palmiye ağaçları ile süslü bu güzel limanı görmelisiniz mutlaka. Arnavut kaldırımlı dar sokakların içinde birçok mağazaya ve restorana ev sahipliği yapıyor. Keyifli bir yemek, ya da alışveriş için çok ideal bir yer. Şehirdeki neredeyse tek modern yapı olarak gördüğüm asma köprü de liman bölgesinde bulunuyor. Tur otobüsleri genellikle köprünün ve limanın güzel manzarasını fotoğraflamak için burada mola veriyorlar. Bu güzel limana hergün bizim Karaköy’deki gibi dev cruise’lar yanaşıyor. Bu küçüçük şehir Akdeniz’de dolaşan hemen hemen tüm cruise’ların uğradığı bir şehir olmuş durumda.

Hırvatistan sahillerinde binden fazla irili ufaklı ada bulunuyor. Bir çoğunda yaşam olmayan bu adaların en büyük ve en ünlüleri; dünyaca ünlü gezgin Marco Polo’nun yaşadığı, surları ve taş binaları ile küçük bir Dubrovnik tadında olan Korcula, 5 km uzunluğu ile Çin Seddi’nden sonra Dünya’nın en uzun savunma duvarlarına sahip Peljeska (Ston), İçinde Ulusal Doğal Yaşam Parkı da bulunan, kesinlikle Hırvatistan’ın en yeşil adası Mljet ve Hırvatistan zenginlerinin tercihi, Avrupa’nın yeni St Tropez’si de denilen Hvar adaları. Bu adalardan bir ya da ikisini seçerek, mutlaka bir gününüzü de bunları gezmeye ayırın. Hvar adası bu adaların içinde Dubrovnik’e en uzak olanı. Ancak son dönemlerde çok duyduğum bu adayı görmek istediğimizden, araba kiralayıp sahil yolundan geze geze günübirlik gider geliriz diye düşünmüştük. Sabah erkenden yola çıksak da, yol çok uzun ve Drvenik – Hvar arasında ki feribot sırası yüzünden ciddi zaman kaybedince Dubrovnik’e ancak gecenin geç saatlerinde geri dönebileceğimizden, hiç kasmayalım gece Hvar adasında kalalım demiştik. Eğer siz de Dubrovnik seyahatinizde Hvar adasını görmeyi planlıyorsanız kesinlikle günübirlik değil, bu güzel adada bir gece kalacak şekilde planlarsanız daha rahat edersiniz. Yoksa, yol işkence oluyor gerçekten.

                                                                                               Hvar Adası

Dubrovnik için 4-5 günlük bir seyahat planladıysanız mutlaka sadece pasaport ile vizesiz girip çıkabileceğiniz Bosna Hersek ve Karadağ gibi yakın ülkeleri de planınıza dahil edin derim. Zaten Dubrovnik o kadar küçük ki tatilinizin tamamını burada geçirirseniz bir süre sonra sıkıntıdan patlayabilirsiniz. Biz araba kiralayıp bir günümüzü Bosna Hersek - Mostar, bir günümüzü de Karadağ – Sveti Stefan Adası, Kotor ve Budva şehirlerini günübirlik gezerek geçirmiştik. Bir başka yazımda da bu bölgeleri daha detaylı anlatırım.

İtalya’dan Karadağ’a kadar olan tüm Dalmaçya Kıyıları Hırvatistan’a ait. Sahil şeridinde sadece 20 km’lik minik bir bölüm Dayton Anlaşması gereğince, zamanında Osmanlılara vergi borcu olarak verilen topraklardan dolayı Bosna Hersek’e verilmiş durumda. Böylece Bosna Hersek’in minik de olsa denize bir çıkış kapısı olmuş. Ancak bu şekilde de ülkenin en güneyinde bulunan Dubrovnik’in Hırvatistan ile bağlantısı kalmamış. Mesela Dubrovnik’ten çıkıp başkent Zagrep’e gitmek isterseniz önce yol üzerindeki pasaport kontrolünden geçip Bosna Hersek topraklarına girmeniz, o 20 km’lik sahili geçtikten sonra yeniden pasaport kontrolünden geçip Hırvatistan’a tekrar girmeniz gerekiyor. Yol üzerindeki bu pasaport kontrollerini, bizim köprü gişelerindeki gibi arabanızdan inmeden camdan uzatarak hızlı bir şekilde yapıyorsunuz ancak yine de zaman kaybı tabi ki. Bundan dolayı Hırvatistan, denizdeki minik adalarını köprü ile ana karaya bağlayarak hiç Bosna Hersek’e girmeden Dubrovnik tarafını da topraklarına bağlayabilecek bir formul için çalışıyor.


                                Bosna Hersek - Mostar                                                                  Karadağ - Sveti Stefan

Dubrovnik’de ne yemeli? Nerede yemeli?
Dubrovnik’deki yemek kültürü için tipik Akdeniz Mutfağı diyebiliriz. Etrafta pizza ve risotto yiyebileceğiniz birçok İtalyan restoranının yanısıra, kabuklu deniz ürünleri yiyebileceğiniz restoranlar da bulunuyor. Pizza yemek için surların dibindeki küçük limanda bulunan Poklisar’ı önerebilirim kesinlikle. Kalamarı, biberiyeli patatesi ve pizzası güzeldi gerçekten. Gitmeden önce internette yaptığım araştırmalarda pizzası güzel diye okuduğum ancak denediğimde hiç beğenmediğim Mea Culpa'yı ise tavsiye etmiyorum kesinlikle.


                                                                                          Poklisar Restaurant

Özellikle akşam yemeği için önereceğim bir diğer restoran yine surların dibindeki küçük limanda bulunan Arsenal Restaurant. Et yemek isteyenler için güzel bir yer. Arsenal bifteği kesinlikle tavsiye ederim. Yanında da Ahtapot salatası, ohhh afiyet olsun :)

Dubrovnik’te keyifli vakit geçirmeniz için önereceğim bir diğer nokta da Cafe Buza. Eğer Dubrovnik surlarını gezdiyseniz, surların hemen dışında, kayalıkların üzerine kurulmuş olan bu cafeyi mutlaka farkedeceksiniz zaten. Cafe’nin hiç bir tabelası yok ancak surların altından küçük bir kapıdan gecerek dar merdivenler ile ulaşıyorsunuz. Özellikle akşam gün batımına yakın gidip denize karşı içkinizin keyfini çıkartın. Hava karardıktan sonra da müzik ve ışıklandırma ile atmosfer şahane oluyor.


                                                                                               Cafe Buza
Yapmadan dönmeyin
- Surlara çıkıp tüm şehri yukarıdan görmeden,
- Stradun Caddesi'ndeki cafelerde oturup keyif yapmadan,
- Teleferik ile çıkıp şehri tepeden fotoğraflamadan,
- Yakın adaları gezmeden,
- Hvar adasını görmeden,
- Günübirlik Mostar ve Karadağ’ı gezmeden dönmeyin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder