15 Mart 2013 Cuma

İngiltere - Londra

Parlamento Binası ve Big Ben
   Londra uzun zamandır gitmek istediğim bir yerdi. Ancak İtalya, Güney Fransa, Yunan Adaları gibi sıcak yerlere gitmeyi her zaman daha çok tercih ettiğimden, bir türlü sıra gelmemişti sanırım. Ekim ayında bir haftalık bayram tatili olunca artık uzun zamandır gitmek istediğimiz Londra'yı görmenin vaktidir deyip yola çıktık.

Londra'ya gitmeden de İngiltere'yi çok iyi tanıyor gibiydim aslında; Kraliyet Ailesi, Buckingham Sarayı, dükler, düşesler, telefon klübeleri, kırmızı otobüsleri, Sherlock Holmes, 007 James Bond, British Museum, Tower Bridge, Hyde Park, kaliteli müzik, kaliteli komedi, Shakesphare, bitmeyen yağmurlar, Harry Potter, fish and chips, Beatles, İngiliz çayı, Coupling, publar, London Eye, Notting Hill, Portobello... Liste böyle uzayıp gidiyor. Artık bu ülkeyi gerçekten yakından tanımanın vaktidir :)

Londra'ya Ne Zaman Gitmeli? 
Biz Londra'ya bayram tatilini değerlendirmek için Ekim ayında gitmiştik. İstanbul'da hala tshirt ile gezilebiliyordu. Gitmeden önce Londra için hava durumuna baktığımızda 14-15 dereceleri gösteriyordu. Biz de 15 dereceleri görünce yanımızda uzun kollu tshirtler, ince montlar falan gitmiştik. Ancak Londra o kadar soğuktu ki. Kar soğuğu denir ya, nefes alırken burnun donar, aynı öyle bir soğuk vardı. Bizim İstanbul'da tshirt ile gezdiğimiz dönemde Londra'da insanlar atkı, bere, eldiven ile geziyorlardı. Bayram tatilinde Kıbrıs gibi sıcak yerlere giden arkadaşlarım facebook'da deniz, güneş fotoğraflarını paylaşırken biz Sibirya'ya gelmiş gibiydik resmen. :) Soğuk beni etkilemez, kalın giyinir gezerim derseniz bu şehre sonbahar ya da kış aylarında da gidebilirsiniz. Ancak benim tavsiyem yaz aylarında gidin, rahat rahat keyifle gezin.

Londra'da Nerede Kalmalı?
Biz Tower Bridge'e yürüme mesafesinde olan Double Tree by Hilton Hotel'de kaldık. Otel de, odalar da güzeldi. Ancak Londra'da gezeceğiniz yerlerin çoğunun Notting Hill ve Tower Bridge arasında kalan alan içerisinde olacağını düşünürsek bu alanın daha ortalarında olan Piccadilly, Covent Garden ya da Knightsbridge bölgelerine yakın otellerde kalmanızı tavsiye ederim. Ancak merkezi oteller elbetteki daha pahalı olacaktır. Daha ucuz oteller arıyorsanız merkezden biraz uzaklaşmanız gerekecek ancak Londra'da çok güzel bir metro ağı bulunuyor. Oteliniz metro istasyonlarından birine yürüme mesafesinde olduğu sürece sorun yaşamazsınız. Otel ayarlarken mutlaka buna dikkat edin. En çok kullanılan metro hatları District ve Circle Line oluyor genellikle. Bu iki hatta yürüme mesafesinde bir otel ayarlarsanız daha az aktarma yaparsınız.


                                                                                             Tower Bridge

Londra'da Ulaşım?
Londra'da en iyi ulaşım aracı kesinlikle metro. Şehrin altı örümcek ağı gibi metro ağları ile donatılmış durumda. Bir iki aktarma yaparak Londra'da istediğiniz her yere metro ile ulaşmanız mümkün. Dünya'nın ilk metrosunun bu şehirde henüz otomobiller bile icat edilmemişken 1863 yılında açıldığını düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Biz haftalık bir Oyster Card alıp (bizim akbil gibi bir sey) bir hafta boyunca metro için onu kullanmıştık. Her seferinde bilet almak yerine çok rahat ve daha ucuz oluyor tavsiye ederim. Zone 1 ve 2 olarak almanız yeterli olacaktır.

İngiliz filmlerinde gördüğümüz ve 1970'lerden kalma gibi gözüken tarihi siyah taksileri de şehir içi ulaşım için bir alternatif. Ancak taksinin bu şehirde diğer birçok şey gibi çok pahalı bir ulaşım aracı olduğunu söylemeliyim. İstanbul'da 5-6 TL civarında para ödeyeceğiniz kadar yakın mesafeler için bile 7-8 pound vereceğinizden uzun mesafeleri siz düşünün artık.

Londra'da Ne Yapalım? Nereleri Gezelim?
Birçok filmde görüp aşina olduğumuz, Londra'nın simgelerinden biri olan Tower Bridge, şehri gezmeye başlamak için uygun bir yer. Bu güzel köprüyü yürüyerek geçip, kulelerine çıkıp, şehri seyredebilirsiniz. Ancak kuleye çıkış biletinin köprüye gelmeden Londra Kulesi'nin orada satıldığını bilmenizde fayda var. Bileti köprünün oradan alırım derseniz, onca yolu bilet almak için geri dönmeniz gerekecek ya da bizim gibi geri dönmeye üşenip çıkmayacaksınız. :)

Londra'da gezilecek yerlerin birçoğu nehir kenarında bulunuyor. Bundan dolayı Tower Bridge'den başlayıp nehir boyunca batıya doğruya ilerleyerek gezmeye devam edebilirsiniz. Bu güzergahta karşınıza ilk olarak çıkacak yer Prenses Diana'nın düğününün de yapıldığı St Paul Katedrali olacaktır. Büyük Londra yangınında tamamen yandıktan sonra yeniden yapılan katedral, Londra'daki en ihtişamlı yapılardan biri gerçekten.

Batıya doğru ilerledikçe, Londralıların buluşma noktaları Trafalgar ve Piccadilly meydanlarına ulaşıyor olacaksınız. Özellikle müze gezmeyi seven biriyseniz, Trafalgar Meydanı'nda bulunan, ünlü ressamların eserlerinin de sergilendiği, National Gallery'i gezebilirsiniz. Monet'nin nilüferleri, Van Gogh'un ayçiçekleri görülmeye değer.


                                                                                       Piccadilly ve China Town

Hareketli, cıvıl cıvıl yerlerde gezmek isterseniz, Piccadilly'den başlayıp, Leicester, Soho, China Town ve özellikle de Covent Garden gitmeniz gereken yerler kesinlikle. Özellikle Covent Garden günün her saatinde hareketli olan, şirin dükkanların, güzel restoranların, müzikalleri izleyebileceğiniz birçok tiyatronun da olduğu çok keyifli bir yer. Covent Garden'a kadar gitmişken orada bulunan London Transport Museum'u gezmeyi de unutmayın. At arabalarından başlayıp, Dünya'nın ilk metrosunun yapılışına, meşhur kırmızı otobüslere kadar Londra taşımacılığı üzerine her türlü detayı bulabileceğiniz, çok keyifle gezilen bir müze burası.


                                                                     Covent Garden ve London Transport Museum




                                                                                                    Soho
Big Ben

Londra deyince akla ilk gelen yapılardan biri de ünlü Parlamento Binası ve hemen yanındaki saat kulesi Big Ben elbette ki. Londra'ya kadar gidip bu ünlü kulenin önünde fotoğraf çektirmeden olmaz :)

Saat kulesinden sonra, hemen köprüden karşıya geçerek, özellikle yılbaşındaki havai fişek gösterilerinden sonra Londra'nın önemli bir simgesi haline gelmiş olan Dünya'nın en büyük dönme dolabı London Eye'a çıkarak şehri bir de tepeden izleyebilirsiniz. Uzun bilet kuyruğu beklemek istemiyorsanız biletinizi internet üzerinden de alabilirsiniz. Havanın güneşli ve açık olduğu günlerde çok uzakları bile görebildiğiniz söyleniyor ama bizim Londra'da bulunduğumuz dönemin çoğunda hava sisli ve yağmurlu olduğu için biz sadece yakın çevreyi görebilmiştik.


                                                                                      London Eye ve Manzarası

London Eye'dan çıkınca, isterseniz hemen yanında bulunan akvaryumu da gezebilirsiniz. Ancak çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. İlk gezdiğim akvaryum olan Barcelona ve İstanbul Florya akvaryumlarının çok daha başarılı olduğunu söyleyebilirim kesinlikle.

Londra'dan bahsedip kraliyet ailesinden bahsetmemek olmaz elbette. Kraliyet ailesinin hem evi, hem de ofisleri durumunda olan Buckingham Sarayı'nı görebilirsiniz. Kraliyet ailesinin evde olmadığı dönemlerde yapılan iç mekan gezilerine katılabilirsiniz. Her gün saat 11:00 civarında sarayın bahçesinde yapılan asker değişim törenlerini izlemek de keyifli oluyor ancak çok kalabalık olduğunu belirtmeliyim.


                                                                     Buckingham Sarayı'ndaki asker değişim törenleri

Buckingham Sarayı'ndan sonra bisiklet kiralayıp hemen yakınlardaki Hyde Park'ta gezebilir, yeşilliklere yayılıp keyifli birkaç saat geçirebilirsiniz. Burası çok büyük, çok güzel bir park gerçekten ancak NY Central Park hala favorim kesinlikle. Bu arada bisiklet kiralamak Londra'da gördüğüm tek ucuz şey kesinlikle.(Tüm gün sadece 1 pound) Şehrin hemen hemen her bölgesinde kredi kartı ile bisiklet kiralayabileceğiniz yerler bulunuyor. Kiraladığınız bu bisikleti aldığınız noktaya geri getirmek durumunda da değilsiniz. Başka bir bisiklet kiralanan noktaya da bırakabilirsiniz. Eğer bisiklet ya da araba kiralarsanız trafiğin soldan aktığını unutmayın. İnsan karşıdan karşıya geçerken ilk anda arabaların nereden geleceğini kestiremeyip şaşalıyor bir süre. Bizim gibi sorun yaşayan turistler için sanırım, tüm yaya geçitlerinde kocaman harfler ile "look left" ya da "look right" diye belirtmişler mutlaka. Bir süre sonra insan hangi yöne bakayım diye düşünmeden direk yerde yazanı uygulamaya başlıyor :)




Lion King'in Oynadığı Tiyatro
Londra'ya kadar gitmişken bir müzikal izlemeden dönülmez elbette. NY'da Boradway müzikallerinden Evita'ya gitmiş ve çok beğenmiştik. NY'da gitme fırsatı bulamadığımız, herkesin önerdiği, yıllardır oynayan "Lion King" müzikalinin Londra'da da oynadığını görünce hemen biletlerimizi aldık doğal olarak. Müzikal, özellikle de kostümler güzeldi gerçekten ancak benim favorim belki Ricky Martin'in de oynamasından dolayı Evita oldu kesinlikle.

Şu ana kadar Londra'daki birkaç müzeden bahsettim ancak en önemli müzelerinden biri olan British Museum'dan bahsetmemek olmaz. Haftanın her günü açık olan ve girişinin ücretsiz olduğu müze, mutlaka görülmesi yerlerden bence. İçindeki eserlerden bağımsız, Paris'teki Louvre Müzesi'nin binası kadar olmasa da, güzel bir binaya sahip bir müze burası. Dünya'nın birçok yerinden getirilmiş tarihi eserleri görme şansınızın olduğu dev gibi bir yapı. Türkiye'den Halikarnas Mozolesi'ni alıp sergilemişler. Kültür bakanlığının çalıntı olduğunu söyleyip geri istediği tapınak, müzenin çok önemli parçalarından biri kesinlikle. O nedenle de geri vereceklerini hiç sanmıyorum. Londra'ya kadar gitmişken orada görmekte fayda var.


                                                                          British Museum ve Halikarnas Mozolesi

Bir diğer gezebileceğiniz müze ise ünlülerin balmumu heykellerinin sergilendiği Madame Tussaud Müzesi. Amsterdam ve NY'da da bulunan bu müzeyi daha önce o şehirlerde gezdiyseniz bir de Londra'da gitmenize hiç gerek yok aslında. Londra'dakine giderseniz diğerlerinden farklı olarak Atatürk'ün Gandhi, Mandela gibi önemli dünya liderleri ile birlikte sergilenen balmumu heykelini görüp gururlanabilirsiniz.

Londra'nın Notting Hill bölgesi de mutlaka görmeniz geren bir yer. Hugh Grant ve Julia Roberts'ın oynadığı romantik komedi "Notting Hill" filminden sonra daha da popüler olan bölge Londra'nın hem renkli hem de prestijli semtlerinden biri. Cumartesi günleri kurulan, Londra'nın en büyük açıkhava pazarlarından biri olan ve özellikle antika ve ikinci el ürünler ile ünlenmiş olan Portobello Road Market tezgahlarında taze meyveden, film afişlerine, kıyafetten, porselene kadar her şeyi bulmanız mümkün. Ancak okadar kalabalık oluyor ki, kaldırımlarda yürümek bile zorlaşıyor. Dükkanları ve sokakları sakin sakin gezmek isterseniz o zaman hafta içi bir gün gitmenizde fayda var.




                                                                                              Notting Hill

Eğer Londra'yı gezdikten sonra vaktiniz kaldıysa yakın bölgelerde günübirlik turlar ile gezip görebileceğiniz çok güzel yerler bulunuyor. Başlangıç meridyeninin geçtiği varsayılan Greenwich, bir öğrenci şehri olan Oxford, Shakespeare'in doğduğu köy olan stratford-upun-avon ya da muhteşem güzelikteki ingiliz köylerini gezebileceğiniz Cotswolds bunlardan bazıları. Bu bölgeleri araba kiralayıp kendiniz gezebileceğiniz gibi, buralara günübirlik turlar düzenleyen şirketlerin, hemen hemen her otelde bulabileceğiniz broşürlerinden seçip günlük tur alarak da alabilirsiniz. 

Londra'da Nerede Yiyelim?
İngiliz mutfağı çok ünlü olmasa da Londra'da çok çeşitli, tüm dünya mutfaklarını bulabileceğiniz iyi restoranlar mevcut. Ancak birçoğu İstanbul gibi pahalı bir şehirden gelen birine bile çok pahalı gelebilecek fiyatlara sahip maalesef.

Sweetings
Londra'da yemek denilince akla gelen ilk şey tabi ki Fish and Chips oluyor. Bunun için de en iyi mekan Sweetings kesinlikle. 1889 yılında bir balıkçı standı olarak kurulan, şehrin simgelerinden biri haline gelmiş bu restoran sadece öğlenleri açık. Ev tipi patates ile birlikte servis edilen mezgit balığını denemelisiniz mutlaka. (39 Queen Vitoria st) Fish and chips'i Londra'da birkaç farklı restoranda denemiş biri olarak söyleyebilirim ki yediklerimin içinde en iyisiydi kesinlikle.

Spuntino ise, Piccadilly ve Soho arasında bir bölgede olan, öğle yemeği için mutlaka denemenizi tavsiye edeceğim bir restoran. Deneyin bana teşekkür edersiniz :) Bar şeklinde yan yana oturabileceğiniz masaları olan küçük bir yer burası ancak çok ilginç ve bir o kadar da lezzetli yemeklere sahip. Birkaç arkadaş birlikte gidiyorsanız mutlaka farklı şeyler söyleyip birçok şey denemenizi tavsiye ederim. Özellikle küçük dökme demir bir tavada gelen fırın makarnasından (Mac and chees) mutlaka söylemelisiniz. Efsane bir şey, yok böyle bir lezzet :) (61 Rupert st. Soho)



                                                                                             Spuntino

Pizarro ise tapas ve İspanyol yemekleri sunan, rezervasyon alınmayan, ilk gelenin oturduğu bir restoran. Akşamları daha kalabalık oluyor. Biz şu an Londra'da yaşayan geziyorum.net'in yazarı, arkadaşım Emre'nin sitesinde önerdiği restoranların arasından seçerek gitmiştik buraya. İyi ki de gitmişiz. Özellikle yediğim kuzu eti muhteşemdi gerçekten. Güzel bir ortamda, çok lezzetli yemekler yiyerek, keyifli bir akşam geçirmek için mutlaka gidilmeli. Yemeklere dalıp fotoğraf çekmeyi unuttuğumdan, :) burası ile ilgili internette bulduğum fotoğrafları paylaşıyorum. (194 Bermondsay st)



                                                                                                  Pizarro

Güzel bir pizza yemek isterseniz önereceğim yerlerden biri kesinlikle Harrod's'ın içinde bulunan Pizzeria olacaktır. Tam öğle ya da akşam yemeği saatlerinde giderseniz ciddi sıra beklemeniz gerekebilir ancak buna değecektir. Geçek İtalyan şeflerin koşuşturma içerisinde pizza ya da makarnaları hazırlamalarını izlemek bile keyifli. Fotoğraflarını çektiğinizi gördüklerinde pizza hamurunu havada çevire çevire size show bile yapabilirler. Pizza yemek istemiyorsanız lazanya ve makarnalarından da deneyebilirsiniz.
Jamie's İtalian

Londra'ya gidip ünlü İngiliz şef Jamie Oliver'ın restoranlarından birine gitmeden olmaz elbette. En popülerleri Fifteen, Barbecoa ve 2013 sonuna doğru İstanbul'da Zorlu Center'da da açılacak olan Jamie's İtalian. Biz Covent Garden'daki Jamie's İtalian'a gitmiştik. Salatasından pizzasına her şey çok lezzetliydi gerçekten. (Covent Garden, 11 Upper st Martin Lane) Biran önce İstanbul'daki açılsa da gitsek :)

Sushi seven biriyseniz Selfridges'in içindeki Sushi Bar'ı öneririm. Bara oturuyorsunuz ve önünüzden sırayla sushiler, tempuralar geçiyor. Beğendiğiniz tabağı hemen alıp yiyorsunuz. Fiyatlarının sushilerin koyulduğu tabağın rengine göre belirlendiği restoranda, yemeğinizi yedikten sonra garson aldığınız tabakların rengine göre hesabı çıkartıyor. Lezzet olarak orta karar bir yer ama kesinlikle eğlenceli. :)

Selfridges Sushi Bar
Londra gibi çok pahali bir şehirde ucuz kahvaltı yapalim derseniz, önereceğim iki yer bulunuyor. İlk olarak New York'ta keşfedip, çok sevdiğim günlük taze sandwich ve meyve sularının satıldığı Pret a Manger'ları önereceğim. Birkaç pound'a sandwich ve taze meyve suyunuzu alıp Hyde Park'da oturup güne keyifli başlayabilirsiniz.

İkinci önereceğim ucuz kahvaltı yapabileceğiniz yer ise Garfunkel's. Londra'da  birçok yerde görebileceğiniz bu zincir restoranda 4-5 pound'a güzel bir kahvaltı yapmanız mümkün.

Güzel cupcake ve pastalar yemek istiyorsanız, Notting Hill bölgesinde bulunan ünlü Hummingbird Bakery'i mutlaka denemelisiniz. 
Hummingbird Bakery
Londra'da olup da bir English Pub'a gitmeden olmaz elbette. Chelsea'de bulunan ünlü King's Road'un arka sokaklarındaki The Admiral Codrington uğramaya değer kesinlikle. (17 Mossop St)

Londra 'da Alışveriş
Londra çok pahalı bir şehir olduğu için insan burada çok alışveriş modunda olamıyor doğal olarak. Ancak ben yine de alışveriş yapmak istiyorum derseniz, nerelerde yapabilirsiniz kısaca bilgi vereyim. Oxford caddesi ve bu caddeyi dik olarak kesen, lüks markaların bulunduğu Rogent Street alışveriş için en popüler caddelerden. Yağmurlu ingiliz günlerinde sokaklarda dolanmayalım, herşeyin bir arada olduğu bir AVM'de alışveriş yapalım derseniz Selfridges, Harrod's ve Harvey Nicholas en ünlülerinden kesinlikle. Özellikle Harrod's ve Selfridges'in yeme içme bölümlerini gezmek bile çok keyifli.
Harrod's
Yüzlerce çikolata şekerleme v.s. arasında dolaşırken insan kendini kaybedebiliyor. Covent Garden ise alışverişin en keyifli yüzü kesinlikle. Minicik butikler, daracık sokaklar, sıcak kurabiyeler ve kaldırımda masalar. Lüks markaları ucuza almak isterseniz ise Londra'ya yaklaşık bir saat uzaklıkta olan Bicester Village Outlet'te yıl boyunca %60'a varan indirimlerle alışveriş yapabilirsiniz. Cumartesi günleri Notting Hill'de kurulan pazar ise her türlü ikinci el eşya için ideal. Porselen tabaklar, fincanlar, antikalar v.s. ne ararsanız bulabilirsiniz.

Yapmadan dönmeyin;
- London Eye'dan tüm şehri seyretmeden,
-Meşhur kırmızı telefon kulubelerinden birinde fotoğraf çektirmeden :)
- Fish and chips yemeden,
- Notting Hill'i gezmeden,
- Big Ben'in önünde fotoğraf çektirmeden,
- English Pub'a gitmeden,
- Muhteşem güzellikteki İngiliz köylerini görmeden dönmeyin. 

7 yorum:

  1. Yazı süper, her aradıgım bilgi var :) bizde Ekim tatilinde Londra'ya gidelim diye dusunuyoruz ama birazcık tırstım sogugu duyunca :)

    www.siyahbaykus.blogspot.com

    YanıtlaSil
  2. Cok tesekkurler Ebru Hanim:)
    Biz havayi daha sicak bekledigimiz icin hazirlikli gitmemistik acikcasi.
    Siz kalin kiyafetler ile giderseniz cok sorun yasamazsiniz saniyorum.

    Sevgiler
    Seher :)

    YanıtlaSil
  3. Daha güzel bir yazı olamaz, teşekkür çok!!!

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel yorumlar yapmışsınız. Bundan iyi Londra anlatılamaz.Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
  5. Harika anlatılmış elinize sağlık

    YanıtlaSil
  6. merhabalar yazınız beni çok aydınlattı gerçekten çok teşekkürler paylaşımız için..
    yalnız bende sizin ekim ayında gidip kasım sonunda döneceğim türkiye ye ..açıkcası biraz gözün korktu hava durumunu bu şekilde duyunca,eğitim amaçlı olduğu için tarihi değiştirme durumum da yok ..bana bir kaç hayatı tavsiye verebilir mısınız:.)
    şimdeden ben hiç gezip eğlenemeyecek mıyım moduna girdim:(

    YanıtlaSil
  7. Merhabalar,
    Yazınızdan çok faydalandık. Payaşımınız içi çok teşekkürler. Spuntino superdi. Bulmakta biraz zorlandık ama sora sora bulduk. Aradığımıza değdi. Ben gitmek isteyenlere adresi yazıyorum.POLPO SOHO, 41 Beak Street,W1 London

    YanıtlaSil