27 Kasım 2013 Çarşamba

Endülüs Turu 3 - Sevilla


Sevilla
     Malaga ve Marbella'dan sonra Endülüs turumuzun üçüncü noktası olan Sevilla'dayız. Malaga'dan Sevilla'ya yaklaşık 2 saatlik bir tren yolculuğu ile gelebiliyorsunuz ancak biz Marbella'dan direk tren olmadığından dolayı 3,5 saatlik bir otobüs yolculuğu ile varıyoruz Endülüs bölgesinin başkentine.

Endülüs İspanya'daki 17 özerk bölgeden bir tanesi. Emeviler, Afrika'dan Avrupa'ya gelerek yaklaşık sekiz yüzyıl kadar bu bölgede yaşamış ve Müslüman Arap medeniyetini buraya taşımışlar. Bu dönem Endülüs'ün en parlak dönemi olarak biliniyor. Hatta o dönemde Cordoba şehri, Bağdat ve Kahire'den sonra dünyanın üçüncü önemli bilim merkezi haline geliyor. Günümüz Avrupa bilim ve sanatının bazı temelleri Endülüs'te atılıyor.
Yine o dönemde Avrupa'nın genelinde sadece papazlar ve liderler okuma yazma bilirken Endülüs'te ise halkın neredeyse tamamı okuma yazma biliyor. Bu dönemde ayrıca Endülüslülerin egemenliği altındaki topraklarda Sefarad Yahudileri altın çağlarını yaşamışlar. Ancak 1492 yılında Kral 2. Ferdinand tarafından Endülüs bölgesindeki Emevi hakimiyetine son verilip bu bölgede yaşayan binlerce Müslüman ve Yahudi ülkeden sürülüyor. İlerleyen yıllarda Emevilerden kalan bir çok cami, kümbet, medrese gibi eşsiz yapılar ise yıkılıyor. Bugün büyük bir hayranlıkla gezdiğimiz, Alkazar ve El Hamra gibi eserler bu yıkımdan kurtulan az sayıda ki eserlerden bazıları.

Biraz Endülüs tarihinden bahsettikten sonra gelelim bizim Sevilla seyahatimize. Sevilla'daki otelimizi eski Yahudi yerleşim bölgesi olan dar ve sevimli sokakları ile ünlü Santa Cruz bölgesinde ayarlamıştık. Turistik bölgelere yürüme mesafesinde olmak istiyorsanız otelinizi mutlaka bu civarda, özellikle katedrale yürüme mesafesinde ayarlamanızı öneririm.



                                                                                             Santa Cruz Sokakları

Otele yerleşir yerleşmez yemek için kendimizi sokaklara atıyoruz. Katedralin karşısındaki sokaklarda ya da Santa Cruz bölgesinde bir sürü bar ve restoran bulunuyor. Birkaç gündür sürekli tapas yediğimizden katedralin karşısındaki sokakta bulduğumuz güzel bir pizzacıya oturuyoruz.

Yemekten sonra Sevilla'ya gelince görülmeden dönülmemesi gereken Alkazar'ı gezelim istiyoruz. Ancak uzuuuuunn bir bilet kuyruğu var maalesef. Biz de yarın sabah erken bir saatte (9:30 kapı açılışı) gezmeye karar verip Sevilla Katedrali için şansımızı deneyelim istiyoruz. Ancak katedral için de saatin geç olduğunu öğreniyoruz. O da yarına kaldı :(

Alkazar ve Katedrali gezme işini yarına bırakıp biz de Sevilla'nın sevimli sokaklarını dolaşıyoruz. İlk durağımız İspanya Meydanı. Çok ihtişamlı bir meydan burası. Ayrıca meydanı çevreleyen su kanallarında sandal kiralayıp gezebiliyorsunuz. Meydanın hemen karşısındaki Maria Louisa Parkı için çok güzel yazılar okumuştum internette. Ancak Paris'teki Lüksemburg Bahçeleri, New York'daki Cenrtal Park gibi parklardan sonra çok bir özelliği yok bence.


                                                                                                 İspanyol Meydanı

Parkı gezdikten sonra yürüyerek nehir kenarına iniyoruz. Amacımız köprüden karşıya geçerek ünlü Betis Caddesi civarını gezmek. İnternette bu sokaklarda birçok restoran ve bar bulunduğu, yürüyüş için çok keyifli olduğu ile ilgili yazılar okumuştum ama dönem itibariyle sakin bir dönemde geldik sanırım. Sokaklar çok boş maalesef. Yine de nehir kenarında bir kafede oturup dinleniyoruz. Buradan, boğa güreşi arenası ve aynı zamanda müze olan Plaza de la Toros'a geçiyoruz. Boğa güreşi gösterilerinin Nisan - Ekim tarihleri arasında olduğunu ve en son gösterinin 12 Ekim'de, iki gün önce yapılıp bittiğini öğreniyoruz.


                                                                                             Plaza de la Toros

Boğa güreşleri İspanya'nın bazı bölgelerinde yasaklanmış durumda. Ancak özellikle boğa güreşlerinin çıkış noktası olan Güney İspanya'da çok yakın bir tarihte yasaklanacakmış gibi gözükmüyor. Boğa güreşi izlemeye giderken ne ile karşılaşacağıma dair çok da bilgim yoktu açıkçası ancak izledikten sonra eğer tüm İspanya'da yasaklanırsa çok da şaşıracağımı söyleyemeyeceğim. Siz de güreşlerin yapılmadığı bir tarihte gelirseniz, buraya kadar gelmişken boğa güreşi tarihinin anlatıldığı müze bölümünü gezebilirsiniz.

Buradan çıkınca acıktığımızdan dolayı güzel bir tapas barına gidelim istiyoruz. Los Colonoiles adli unlu tapas restoranına gidiyoruz. Tam vaktinde gelmişiz, yer bulmada sorun yasamıyoruz ancak yarım saat sonra kapıda kuyruk oluşmaya başlıyor. Ortaya karışık tapaslar söyleyip afiyetle yiyoruz. Ahtapot salatası ve kalamarı özellikle tavsiye ederim.

Ertesi sabah erkenden Alkazar icin bilet almaya gidiyoruz. Kapıları sabah 9:30 açılıyor. Saray çok güzel gerçekten. Duvarlar ve tavanlardaki taş işçiliği muhteşem. Ancak çok övülen bahçe bölümü tam bir hayal kırıklığı oluyor bizim için. Bakımsız ve sıradan, çok da bir özelliği olmayan bir bahçeydi. Alkazar'dan çıkınca hemen yanındaki katedrali gezmek için yine bilet sırasına giriyoruz. Saat 11:00 itibariyle bilet satışı başlıyor. Katedralin içini 11:00'den önce ücretsiz olarak gezebilirsiniz. O saatten önce dua etmeye gelenler için ücretsiz olarak alıyorlar. Ancak Giralda'ya yani ilk olarak cami minaresi olarak yapılan, şu anda çan kulesine çevrilen kuleye de tırmanmak isterseniz saat 11:00'i bekleyip bilet almak zorundasınız. Katedralin içi çok ihtişamlı gerçekten. Avrupa'nın en büyük katedraliymiş, ki içini gez gez bitmiyor. Christope Colomb'un mezarı da katedralin içinde bulunuyor. Katedralden çıkınca hemen çevresindeki faytonlara binip yaklaşık 40 euroya bir fayton turu yapabilirsiniz.


                                                                                                    Alkazar


                                                                                              Sevilla Katedrali

Katedrali gezdikten sonra hem yemek yemek hem de dinlemek için bir yer arıyoruz. Katedralin arka tarafına bakan caddede, Starbucks'in yan sokağında bulunan Casablanca'nin sokağa bakan masalarında önünüzden geçen faytonların nal sesleri eşliğinde soğuk bir şeyler içmek, sokak çalgıcılarının müziğini dinlemek ve kalabalıkları izlemek oldukça keyifli. Biftek ve patates söyleyip keyifle yiyoruz. Burası aynı zamanda içeride ünlü matadorların imzalı fotoğraflarının olduğu ve boğa etinin de satıldığı bir yer.

Yemekten sonra şehrin sokaklarında keşfe devam ediyoruz. Karşımıza çok güzel bir binası olan Otel Alfonso çıkıyor. Eğer vaktiniz varsa ortasındaki sevimli avluda bir çay ya da kahve içmek için uğrayın mutlaka, çok keyifli.


                                                                                                 Otel Alfonso

Biraz gezintiden sonra dinlenmek için otelimize geçiyoruz. Akşam flamenko gösterisine gideceğiz. Otelde biraz dinlendikten sonra çıkıyoruz. Gösteri için henüz vakit erken olduğundan önce katedralin tam karşısındaki Eme Catedral Hotel'in terasındaki bara gidiyoruz. (La Terezza) Çok güzel bir katedral manzarasına karşı oturup  bir şeyler içebileceğiniz keyifli bir yer burası. Akşama doğru güneş batmadan mutlaka uğrayın derim.


                                                                                                   La Terezza

Casa de la Memoria
Buradan flamanko gösterisini izleyeceğimiz mekana, Casa de la Memoria'ya geçiyoruz. Sevilla'da flamenko gösterisi yapılan birçok mekan çok küçük. Ortada minik bir pist, etrafında bir ya da iki sıra sandalye olan küçük sahneler bunlar. Biz daha büyük bir yer olsun istiyorduk ancak bizim seçtiğimiz de küçücük bir yer çıkıyor maalesef. Minik sahnenin karşısında iki sıra sandalyeler dizilmiş durumda ve biz içeri girene kadar hepsi dolmuş zaten :( Mecburen üst balkona çıkıyoruz ve küçücük mekanda aşağıya doğru bakarak izlemekten boynumuz ağrıyor. Dansçılar iyiydi ama ortam o kadar küçük ve rahatsız ki çok keyif alamıyoruz doğrusu. Gösteriden sonra otelimize geri dönüp erkenden yatıyoruz. Yine çok yorucu bir gün oldu ve yarın sabah tren ile Cordoba'ya geçeceğiz.

Yapmadan dönmeyin;
- Alkazar'ı gezmeden,
- Sevilla Katedralini görmeden,
- Giralda'ya tırmanmadan,
- Tapas barlarında lezzetli deniz ürünlerinden yemeden,
- Güzel bir Flamenko gösterisi izlemeden,
- Santa Cruz bölgesindeki sevimli sokakları gezmeden,
- Boğa gösterilerini izlemeden dönmeyin....


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder